Salı, Mart 23, 2010

Radikal'in Kalitesiz Dilbert Çevirisi

Dilbert'i uzun süredir takip ederim. Gerçekten iş hayatıyla ilgili harika esprileri var. Bu arada Dilbert'in Radikal gazetesinde de çevirileri yayınlanmakta. Ben dilbert.com'dan orjinal esprileri takip etmeye çalışıyorum çünkü radikal'dekiler gerçekten çok kötü çeviriyorlar. Geçenlerde radikalin yaptığı kalitesiz çeviri ise hakkaten yenilir yutulur cinsten değil.


Aşağıdaki Dilbert karikatüründe ince bir kelime oyunu var. Müdürün ombudsman* olarak işe aldığı cehennem zebanisi kendisine Helen Fry ismiyle hitap edilmesine istiyor. Üçüncü karede yönetimle birisinin problemi olduğunda da müdür ona "Go to Helen Fry" (Helen Fry'a git) : okunduğu şekliyle "Go To Hell And Fry" (Cehenneme git ve yan) diyor.



Bu ince espriyi bizim Radikal nasıl çevirse beğenirsiniz. Espriyi anlamadan "Go to Hell and Fry" kısmını "Helen Fry'a git" olarak çevirmişler. 


Üstelik alttaki ingilizce "Yes I know it's an old joke" notunu çevirmeye gerek bile duymamışlar.



NOT: Karikatürleri büyük görmek için üzerine tıklayın.



(*) ombudsman: yönetim ile çalışanlar arasındaki aracı kişi

Perşembe, Ocak 07, 2010

Bankacılığın Püf Noktası


Yaşlı bankacı ile genç bankacı parkta sohbet ederek dolaşıyorlar.

Yaşlı, gence mesleğin püf noktalarını anlatıyor:

"- Bak evladım. Bu meslekte başarılı olmak için sadece fırsatları değerlendirmek yetmez. Zaman zaman fırsatları da senin yaratman gerekir. Bunun için sürekli dikkatli olman gerekir. Uygun bir yorumla hiç umulmadık olaylar bile, çok büyük fırsatlara dönüşebilir. Bak mesela, şu karşıda gördüğün taze köpek pisliği sana sadece iğrenç bir şey olarak geliyordur. Ama ben eğer, 'Şu pislikten bir lokma alıp ağzına atarsan sana 1 milyar lira veririm' dersem, olay senin açından nasıl da büyük bir fırsata dönüşüverir değil mi? Yapar mısın?"

Genç bankacı: "- Tabi efendim," der. Parmağını pisliğe daldırır, bir lokma alır yutar.

Yaşlı bankacı cebinden bir milyarı çıkartır, gence verir.

Bir süre yürürler, genç dayanamaz sorar:

"- Hocam, ben size aynı teklifte bulunsaydım kabul eder miydiniz? Bakın ileride de başka bir pislik var. 1 milyar karşılığı dener miydiniz?"

Yaşlı bankacı: "- Tabi ki" der. O da bir lokma alıp yutar. Genç bankacı da çıkartır, biraz önce kazandığı 1 milyarı iade eder. Bir süre sessiz sessiz yürürler. genç yine dayanamaz sorar:

"- Hocam, ne sizin cebinizdeki para miktarı değişti ne de benim cebimdeki. Söyler misiniz, biz bu boku niye yedik?"

Yaşlı bankacı cevap verir:

"- Öyle deme evladım. 2 milyarlık işlem hacmi yarattık!"

Çarşamba, Aralık 16, 2009

Kim Kazandı

Can Dündar

Sorması kolay, cevaplaması zor bir soru: “Kim kazandı?”
1983’ten beri PKK ile bir savaş sürüyor.
Başta “Bir avuç çapulcu” denen bir örgüt, dünyanın en güçlü ordularından biriyle savaşıyor.
Çeyrek asır sonra sormak hakkımız:
Sonunda kim kazandı?

* * *

İlk silah patladığında bu ülkede Kürtçe konuşmak yasaktı.
Eski bir bakan, “Türkiye’de Kürtler var. Ben de Kürdüm” dediği için hapis yatıyordu.
Diyarbakır Cezaevi işkencehane gibi çalışıyordu.
PKK, intikam yemini ediyor, Kürtler için siyasi, kültürel haklar istiyordu.

* * *

26 yıl sonra duruma bakalım:
Kürtçe serbest...
Herkes “Türkiye’de Kürtler var” cümlesinde mutabık...
Kürtlere siyasi-kültürel haklar Meclis’te görüşülüyor.
Peki Şerafettin Elçi niye hapis yattı?
Onca insan neden öldü?
Sonunda kim kazandı?

* * *

PKK neyi kanıtlamaya çalışıyordu?
“TC, demokratik bir ülke değildir. Legal siyasetle değil, silahla sonuç alınır.”
Vahşice saldırdı. Batı desteğiyle askeri dağa çekti; devleti şiddete, baskıya, parti kapatmaya zorladı.
Bu yolla safları sıklaştırmayı, bölge halkını kazanmayı planladı.

* * *

Türkiye ne yaptı?
Tam da Öcalan’ın istediğini...
Bölgeye hizmetle, reformla, hukukla, şefkatle değil, tankla, dipçikle, yasakla, baskıyla gitti.
Bölge milletvekillerini polis zoruyla tutuklatıp içeri tıktı.
Partilerini kapattı.
Meclis’i devreden çıkarıp sorunu askere havale etti.
“Bu ülke için kurşun atan” canileri kahraman ilan etti.
Bölge halkını “Silahlar susmadan haklarınızı vermeyiz” diye tehdit etti.

* * *

Sonuç ne?
Bölge halkı devletten yüz çevirdikçe örgüte yanaştı.
Sonunda elde ettiği hakların da, silah zoruyla alındığına inandı.
“Kürt partisi”, her kapatılıştan sonra büyüyerek döndü Meclis’e...
Öcalan teslim alındı, ama kapatıldığı hücreden örgütünü yönetiyor; saçı kesilse, odası küçülse ülkeyi ayağa kaldırabiliyor.
Binlerce işsiz genç, öfkeli çocuk elde taş, talimat bekliyor.
Dağa çıkışlar durdurulamıyor.
Dağdakiler indirilemiyor.
Güneydoğu giderek elden çıkıyor.
Kim kazandı?

* * *

Öte yandan, vatan sevgisini şahadetle kanıtlamaya alışkın bir halk, bir evladını gömerken öbürünü vaat etti devlete...
Kanımızı, canımızı, kaynaklarımızı, evlatlarımızı verdik.
“Kahrolsun PKK” dedik, “Kahrolsun insan hakları” dedik. “Kahrolsun açılım”a kadar geldik; yetmedi.
Biz kahrolduk; terör bitmedi.

* * *

Şimdi yine şehitlerimizi gömüyoruz acıyla...
Reformları lanetliyoruz.
Savaş yeminleri ediyoruz.
Son partiyi de kapatmaya hazırlanıyoruz.
Başa mı döndük?
Sona mı geldik?
PKK’nın nihai amacı, Türkiye’yi bölmek miydi?
Komşumuzun gırtlağına sarılacak hale geldiysek örgüt, son hedefine de ulaşmış demektir.
Korkarım ki dostlar, biz bu savaşı kaybettik.

* * *

Şimdi yeniden savaş boyaları sürünmeye değil, esaslı bir muhasebeye ihtiyacımız var.
Nerde hata yaptığımızı iyi düşünmeliyiz önce...
Sonra da bu mağlubiyetten bir zafer çıkarabilmek ve 30 bin ölüye kendimizi affettirebilmek için yeni, uygar, adil ve kardeşçe bir çözüm yolu bulmalıyız.
Çeyrek asırdır yürüdüğümüz kanlı yolda hatalar bir bir yazılı aslında...
Çareler de...


Salı, Aralık 15, 2009

Obama Nobel Barış Ödülü Aldı

Obama Nobel Barış Ödülü Aldı. Buna Amerikalılar hatta Obama'nın kendisi bile şaşırdı. Obama'nın bu ödülü niye aldığını kimse anlayabilmiş değil.

Obama bu ödüle aday gösterildiğinde henüz 2 haftalık başkandı. 2 haftada ne yaptı da dünya barışına katkı sağladı bilemiyoruz. Obama bazı barış mesajları vermiş olsa da, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz kaidesince Obama 9 aylık başkanlığı boyunca barışa ne katkı sağlamış bir bakalım.



Göreve gelir gelmez Afganistan'a 21000 kişilik yeni bir asker grubu göndererek oradaki Amerikan askeri sayısını ikiye katladı. 9 ay boyunca Pakistan'a düzenlenen hava saldırılarında Bush'un 2008 başkanlık döneminden daha fazla sivil öldü. Ne Irak da ne Afganistan'da barış adına hiç bir ilerleme yok. (Kaynak:BBC)

'Nükleer silah stokunun azaltılması' çağrıları yaptığı söylenen Obama, bu konuda da hiç bir şey yapmadı. ABD'nin nükleer silah stoklarına henüz dokunmadı. Silahları 'azaltma' yalanıyla, İran'ın enerji amaçlı nükleer tesislerine saldırı hazırlığında ama İsrail'in sahip olduğu nükleer bombalara ses çıkarmıyor.

Obama'nın iyi niyet gösterisinde bulunmasından ve vaatlerinden dolayı bu ödüle layık görüldüğü söyleniyor. Bu gayet komik bir gerekçe olsa da bunu ciddiye alıp değerlendirmek gerekirse, Nobel komitesi 1994 yılında Yaser Arafat ve Şimon Peres'i de barış çabalarından dolayı bu ödüle layık görmüştü ama şu an görüyoruz ki o günden bugüne Filistin ile İsrail arasındaki savaş iyiye gitmek bir yana daha da kötüye gitti. Görülüyor ki böyle teşvikler bir işe yaramıyor.

Bu ödül gösteriyor ki bu dünyada Osama'dan daha barış yanlısı bir kişi yok. O zaman vay halimize.

Çarşamba, Kasım 18, 2009

Pazar, Eylül 06, 2009

Aşk ... Kadın ve Erkek

Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar.
Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler.

Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler.
Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz.
Aşık olan erkeğin gözünde ise herşey yeniden değerlenir.
Çünkü aşık kadın "nasıl olsa bitecek" sezgisi ile hareket eder..
Aşık erkek ise "nasıl olsa sonsuza dek sürecek"yanılgısıyla...
Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar;
Aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.

Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder,
Aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.
Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder.
Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever.


Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder;
Bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için.
Arada çok önemli bir fark var.
Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar.
Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.

Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda,
bir de boşanırken hiç tereddüt etmez.
Kararlı, şuurlu ve son derece akıllı biçimde
bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir.
Delilik, kadınların aklıdır..
Ve sadece bu özellikleri bile,
onların erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.

Perşembe, Ağustos 06, 2009

Her gün resmini çeken adam

11 Ocak 2000 yılında bu yana hergün ama hergün resmini çeken bir adam düşünün. Neredeyse 10 yıldır her gün bir resim. Gerçekten inanılmaz. Ve daha da inanılmazı bu adam hiç gülümsemiyor :))






Biraz araştırınca daha böyle bir çok proje olduğunu gördüm. Örnek vermek gerekirse:

The Arrow of Time